(ANKARA) – Bağımsız İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) ByLock kullanımına dayanılarak “silahlı terör örgütü üyeliği” suçundan mahkum edilen toplam 947 başvurucu hakkında verdiği üç kararı değerlendirdi. Yeneroğlu, aynı gerekçelerle mahkum edilen kişilerin de yeniden yargılama talep edebilmesini sağlayacak yasal düzenleme yapılması çağrısında bulundu.
Yeneroğlu, AİHM’in ByLock kullanımına ilişkin açıkladığı üç karara ilişkin değerlendirmede bulundu. Yeneroğlu, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:
“Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bugün açıkladığı üç kararla, belirleyici biçimde ByLock kullanımı iddiasına dayanılarak ‘silahlı terör örgütü üyeliği’ suçundan mahkum edilen toplam 947 başvurucu hakkında ihlal kararı verdi. Ünal ve Diğerleri dosyasında 591 kişi bakımından adil yargılanma hakkının, Parun ve Diğerleri dosyasında 345 kişi bakımından hem adil yargılanma hakkının hem de suçta ve cezada kanunilik ilkesinin, Korkmaz ve Diğerleri dosyasında ise 11 kişi bakımından kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine oybirliğiyle hükmedildi.
Kararların vurguladığı hususlar şunlardır: ByLock kullanımı iddiası, örgüt üyeliğinin kesin delili değildir. Mahkeme, salt kullanımın tespitinin suçun kanundaki bütün kurucu unsurlarının varlığının kesin ispatı sayıldığını ve bunun ByLock kullanıcılarına objektif sorumluluk yüklenmesi anlamına geldiğini, bu yaklaşımın da kanunilik ilkesine aykırı olduğunu ifade etmiştir. Objektif sorumluluk, yani kusur aranmaksızın sorumluluk, modern ceza hukukunun terk ettiği bir anlayıştır. Mahkumiyet için sanığın örgütle organik bağının süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk ile hiyerarşik bağlılık yönünden, sanığın bilerek ve isteyerek hareket ettiği de gösterilerek her dosyada ayrı ayrı ortaya konulması gerekir. Kimi dosyalarda ise ayrıntılı ByLock tespit ve değerlendirme raporları dosyaya gelmeden, iletişimin niteliği ve içeriği ne olursa olsun, sırf kullanımın tespiti yeterli görülerek hüküm kurulmuştur. Delile etkili biçimde itiraz edilmesini sağlayacak güvencelerin kurulmaması, davanın esasına ilişkin belirleyici iddiaların karşılanmaması ve kararların gerekçesiz bırakılması, adil yargılanma hakkının özüyle bağdaşmamaktadır. Mahkeme, darbe girişiminin ardından Türkiye’nin karşılaştığı güçlükleri bağlamsal bir etken olarak kabul etmekle birlikte, bu sınırlamaların durumun gerektirdiği ölçüde olduğunu söylemeye esas bulunmadığını belirtmiştir.
“İKTİDAR HEM HAK İHLALLERİNİ YILLARCA SÜRDÜRDÜ HEM DE TÜRKİYE’Yİ BİNLERCE YENİ İHLAL KARARIYLA KARŞI KARŞIYA BIRAKTI”
Bu kararlarda dikkat çeken iki husus daha var. Hükümet, dosyaların üç yargıçlı Komite tarafından incelenmesine itiraz etmiş, itirazı reddedilmiştir. Hükümet ayrıca bu mahkûmiyetlerin yalnızca ByLock’a değil, Yalçınkaya kararında ele alınmamış pek çok başka delile dayandığını savunmuştur. Mahkeme bu durumu kabul etmiş, ancak Yalçınkaya’daki tespitlerinden ayrılmayı gerektiren bir sebep bulunmadığını belirtmiştir. Kararlarda sayılan bu diğer deliller arasında sendika, dernek ve vakıf üyeliği, Bank Asya hesap hareketleri, yayın bulundurmak, bağış yapmak, gösterilere katılmak, sosyal medya paylaşımları, öğrenci yurtlarında kalmak, HTS kayıtları ve iltisaklı kurumlarda çalışmak yer almaktadır.
Öte yandan Mahkeme, bazı başvurucular bakımından Yargıtay’ın kendi içtihadındaki ölçütleri karşılayan başka delillerin bulunabileceğini de dışlamamıştır. Yani mesele, mahkûmiyetlerin sonucundan önce o sonuca varılırken izlenen yöntemdedir. Bugünkü kararlarla birlikte, Yalçınkaya kararından bu yana verilen ihlal kararlarının sayısının 4 bin 500’e ulaştığı ifade edilmektedir. Verilen her yeni karar, aynı sorunun hâlâ çözüm beklediğini göstermektedir. Mahkeme üç yıl önce Yalçınkaya kararında, Türkiye’den bu yargılamalara ilişkin genel tedbir alınmasını açıkça istemişti. İktidar ise her başvurucunun AİHM’den ayrı ayrı karar almasını bekledi; hem hak ihlallerini yıllarca sürdürdü hem de Türkiye’yi binlerce yeni ihlal kararıyla karşı karşıya bıraktı.
“ANAYASA MAHKEMESİ TUTUMUNU GÖZDEN GEÇİRMELİDİR”
Yapılması gereken açıktır: Bugün ihlal kararı alan 947 kişi, CMK m. 311/1-f uyarınca kararların kesinleşmesinden itibaren bir yıl içinde yeniden yargılama talep edebilecektir. Ancak sorun bu 947 kişiyle sınırlı değildir. Aynı gerekçeyle mahkûm edilmiş, AİHM’e henüz başvurmamış ya da başvurusu sırada bekleyen on binlerce kişi bulunmaktadır. Bu nedenle yalnızca AİHM’e başvuranların değil, aynı gerekçeyle mahkûm edilen herkesin yeniden yargılama talep edebilmesini sağlayacak yasal düzenleme yapılmalıdır. Yeniden yargılamaların, kararların ifadesiyle, verilen hükmün gerekçelerine ve sonuçlarına uygun biçimde yürütülmesi temin edilmelidir. Bu süreç, yeni suç isnatları üretmenin veya sanık aleyhine yeni delil arayışına girmenin aracı hâline getirilmemelidir.
Anayasa Mahkemesi de tutumunu gözden geçirmelidir. Bugünkü kararlarda, başvurucuların bireysel başvurularının Yargıtay’ın kararlarını benimseyen içtihada dayanılarak toptan kabul edilemez bulunduğu tespit edilmektedir. AYM, önündeki binlerce ByLock başvurusunda AİHM’in Yalçınkaya’dan bugüne tutarlı biçimde uyguladığı gerekçeleri doğrudan ve bütünüyle esas almalı, bekleyen başvuruları gecikmeden karara bağlamalıdır. Aksi hâlde iç hukukta etkili bir başvuru yolu olma işlevini yitirecek ve son sözü yine AİHM söyleyecektir. On yıldır devam eden bu büyük sorun, münferit dosyaların veya birkaç mahkeme kararının konusu olmaktan çoktan çıkmıştır. İktidar ve yargı organları, sistematik hâle gelen bu ağır hak ihlallerini durduracak yasal ve idari tedbirleri daha fazla gecikmeksizin hayata geçirmelidir.”




